| Copying Beethoven (2006) |
Beethoven'la olan aşkımız dolu dizgin devam ederken, onunla ilgili filmleri bulup bir listesini yaptım. Çoğu Alman veya Avusturya yapımı. Torrentini bulamadım. Daha önce Immortal Beloved' da daha çok Beethoven'ın aşkları üzerinden kurgulanmış bir atmosferde kısa bir biyografisini izlemiştim. Gary Oldman'in her zamanki kötü adam imajı dışında gördüğüm nadir karakterlerindendi. Beni Beethoven'la tanıştıran filmdi.
Beethoven Mozart'tan sonra doğmuş, babası alkolik, hırslı, psikopat bir adam. Çocuğunun ikinci bir Mozart olması ve onu diyar diyar gezdirip sergileyerek para kazanmak istemesiyle birlikte Beethoven'a çocukluğunu zehir etmiş. Sürekli baskı ve aşağılama içinde büyümüş. Bu arada Mozart'la karşılaşmışlıkları, ondan ders almışlığı da var. Mozart onu duyunca 'Bu çocuğa dikkat edin, dünyayı sarsacak' gibi şeyler söylemiş. Ama Beethoven ilk senfonisini ancak 30 yaşında yazmış, yaşamı boyunca da 9 senfonisi var sanırım. Mozart'ın 49 tane . Neyse bence Mozart'ı apayrı bir yere koyalım, sinemada Meryl Streep'i koyduğumuz gibi :).
Böylece Beethoven'la tanışıp kısa kısa 9.senfoni dinlerken ki, 9.senfoniyi Ode to joy kısmı ile sınırlı sananlar arasındaydım birkaç hafta, izlediğim Knowing (2009) filminin final sahnesinde dünyanın sonu geldiği anda Nicolas Cave ,yavaş çekim, arabasında sakin sakin giderken( her zamanki koyun bakışlarıyla tabii ) arkadan gelen inanılmaz müziği duymamla bambaşka bir boyutta buldum kendimi. Bu kadar güzel bir müzik olamaz dedim o an . Nitekim İMDB'deki filmin triviasında ilk paragrafta 'final sahnesinde çalan müzik Beethoven'ın 7.senfonisidir' diyordu. İşte yeni yaşam fon müziğim dedim. Değişik yorumları var, değişik ritmlerde. bence en harikası bu!
Buradan sonra şu başta söylediğim listeyi yaptım. Neyse diğer filmleri bulamadım ama Copying Beethoven'ı tabii ki buldum.Filmi izlerken bir ara kapattım çünkü Beethoven'dan midem bulandı. Tamam aksi, sinirli, gelgitler yaşayan biri ama bu kadar da olmaz ki canım, olmasın zaten, olduysa da ben bilmeyeyim, görmeyeyim tuvaletini yaptığını, banyo diye üstüne yarım yamalak su döktüğünü, onu da alttaki komşularının yemek masasına döküldüğünü falan. Neyse sonra derin nefes alıp devam ettim ve 9.senfoninin prömiyeri filmin en büyüleyici kısmıydı kesinlikle..
9.senfonide Beethoven'ın o güne kadar yapılmamış birşey yaptığını, senfonide solistlere yer verdiğini, Freidrich Schiller'in 1785'de yazdığı Ode an Die Freude şiirini revize edip kullandığını, insan sesinin kullanıldığı ilk senfoni olduğunu öğrendim. Gerçekten de filmdeki gibi ağır işitme kaybı olsa da orkestrayı kendisi yönetmek istemiş, hayır diyemediği için kimsecikler ona, bir rivayete göre tüm orkestra aslında baş kemancının işaretlerine göre çalmış. Filmdeki Anna kurgusal bir karakter, gerçekte iki erkek müzisyen yazıcıymış.
Bu arada benim Copying Beethoven'la ilgili şaşırtıcı bulduğum şey, film boyunca Ed Harris'i tanımamış olmam! Göz rengini değiştirmiş ve bir hayli kilo almış Beethoven olmak için. Bu galiba iyi birşey, yani karakteri izlerken aktörü unutmak, hatta tanımamak :))
Gelgitler, çıkışlar ve inişler, dalgalar, heyecan, coşku, hep bir sonraki dakikada ne olacağını kestirememe, onun için hiç sıkılmama, çok tanıdık, heyecan verici, haaaariikuulaade!!.. işte böyle hissediyorum dinlerken.
Şu sıralar 5.deyim, diğer senfonilerle de teker teker tanişacağiz bakalım..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder